Kategori arşivi: Çocuk psikolojisi

Baba şefkati

” Davranış bozukluğuna karşı baba şefkati
Bebeğe baba şefkati davranış bozukluğunu engelliyor.”

Uzman Klinik Psikolog Mehmet BAŞKAK anlatıyor:

Davranışsal bozukluklar, çocukları etkileyen en yaygın psikolojik problemdir. Başarısızlığın, suçluluğun, akran reddinin, kötü psikiyatrik ve fiziksel sağlığın da içinde bulunduğu ergenlikte ve yetişkin hayatında karşılaşılan çok çeşitli sorunlarla bağlantılıdır. Davranışsal problemlerin kökleri sıklıkla okul öncesi yıllarına, bebekliğe kadar dayanıyor.

Oxford Üniversitesi’nde yeni yapılan bir çalışmada, babalarının üç aylıkken daha pozitif ilişkiler kurduğu çocukların, ileride daha az davranışsal probleme sahip olduğu ortaya çıktı.

BABAYLA KURULAN ETKİLEŞİM ÇOCUĞUN DAVRANIŞIYLA İLİŞKİLİ

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, İngiltere’de 192 aileyle gerçekleştirilen ve erken doğum sonrası baba-çocuk etkileşiminin, çocuğun davranışına etki edip etmediğinin araştırıldığı çalışma hakkında şu bilgileri verdi:

“Çalışmalar, çocukluk döneminde babayla kurulan etkileşiminin çocuğun davranışıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.

Araştırmada çocuk üç aylıkken aile evinde yaşanan baba-bebek etkileşiminin ve buna oranla 12 aylık olduğunda çocuğun davranışına etkisi değerlendirildi.

Babayla etkileşimleri daha fazla olan çocukların buna müteakiben daha az davranış sorunları ile karşılaştığı ve daha iyi getirilere sahip oldukları bulundu.

BABADAN UZAK ÇOCUKLAR…

Babaları daha uzak olan veya daha az etkileşim kuran çocuklar ise daha büyük davranış problemlerine sahip oluyor ve kendi düşüncelerinde kayboluyorlar.

Bu bağlantı erkek çocuklarda kız çocuklarından daha güçlü bir eğilim taşıyor. Muhtemel erkek çocukların babalarının erken yaştaki davranışlarının etkisine karşı daha duyarlı olduklarını söyleyebiliriz.”

Her ebeveynin bildiği gibi, çocuk yetiştirmenin kolay bir iş olmadığını belirten Psikolog Başkak, giderek artan kanıtların da gösterdiği üzere erken müdahalenin, ailelerin bebeğin gelişiminde pozitif etki yaratmasına yardımcı olabileceğini sözlerine ekledi.

Ayrıntılı bilgi için:

Mehmet BAŞKAK
Uzman Klinik Psikolog
Twitter: @HiphozAkademisi
mehmet@mehmetbaskak.com
hipnozakademisi@gmail.com
www.mehmetbaskak.com
Tel: 0(212) 296 52 99
GSM: 0(532) 247 87 70

Ebeveyn Okulu

1475580357_ebeveynokulu

1475580598_egitimprogrami

Birçok ebeveynin kafasında “Bebeğimi emzirebilecek miyim?”, “Bebeğim nasıl büyüyecek?” “Ateşi çıktığında ne yapmalıyım?” gibi sorular dolaşıyor. Liv Hospital Ebeveyn Okulu ile alanında uzman doktorlar, bebek ve çocuk bakımına yönelik soruya cevap oluyor. Ailelere çocuklarını psikolojik ve fiziksel olarak en doğru şekilde büyütmenin yolları anlatılıyor.

Eğitimler hem online hem de hekimlerle yapılıyor

Ebeveyn Okulu’ndaki eğitimlere anne babalar ister online olarak isterlerse belirlenen program çerçevesinde interaktif şekilde Liv Hospital’da katılabiliyor. Tüm ailelere açık Ebeveyn Okulu www.livebeveynokulu.com üzerinden 7/24 işten ve evden ulaşabiliyor.

Eğitim Kadrosu

  • – Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nermin Tansuğ
  • – Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz
  • – Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. İsmail Gönen
  • – Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Seza Baykan
  • – Çocuk Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Şafak Karaçay
  • – Klinik Psikolog Ceren Aydın

 

Minik kuşlar için gözlük seçimi

Screen Shot 2015-06-26 at 3.58.05 PM

7 yaşındaki kızıma gözlüğünü alırken, hiç fark etmemişiz hayal gibi bi Calliou figürü varmış! Olacak iş değil. Bebek işi. (!) Okulda da bir çocuk, Calliou’lu gözlük takıyooo diye dalga geçmiş! Bak şimdi…
Bu çocuklar niye böyle yapıyo yahu?
Şimdi o gözlüğün değişmesi şart oldu. Çocuğa gözlük seçimi başlı başına bi olay. Burnundan fırt fırt aşağı kaymayacak, burnunu sıkıştıran tellilerden olmayacak, bi de beğenecek tabii…
Anne mutlaka bayram tatilinde halledelim şunu dedi 🙂

 

Annelik… Kaplan gibi vahşi, kedi gibi evcil.

11267401_10153ğ085541518261_6815773268128036873_n

Nasıl yaman çelişki anne? diye Ahmet Kaya şarkısı geldi aklıma. Arkadaşlarla sohbetlerde, içsel konuşmalarımızda hep aynı çelişki yok mu? Bir anne kedinin, yavrusunu korumak için tüm dünyaya meydan okuması gibi… Anneler olarak gerekirse Roma’yı yakarız alimallah!

Minnaklarımızı bir yandan pamuklara sarıp sarmalarak istiyor, sadece fiziksel anlamda değil, ruhen de kırılıp incinmemesi, kötü söz duymaması, kötü davranışa maruz kalmaması için bir kartal gibi gözlerimizi dikiyor, panter gibi dişlerimizi hazırlıyoruz.

Ama gel gör ki, güçlü olsun da istiyoruz. Hemen çıt diye kırılmasın, pes etmesin, kabuğuna çekilmesin, sinmesin, ezilmesin, ayağı yere bassın. Güçlü durmayı, kendi olmayı öğrensin…

O yüzden ilk isteğimizi yani koruma içgümüzü dengeleyip, güçlenmesi için alan yaratıyoruz. Bir arkadaşı kötü bişey mi söyledi,  o kırıldı diye üzülüyor, ama müdahale etmemek için kendini tutuyor, bir adım geride duruyorsun misal. Okulda işlerini kendi halletsin, derdini anlatsın istiyorsun. Ayakkabısını bağlarken hala, ufak ufak özgürlükler veriyorsun, hayatı tanısın ucundan diye. Tuhaf işte.

Annelik National Geographic gibi bazen. İşte böyle bişey.

 

Atalım kapının önüne bir halı…

Screen Shot 2015-07-14 at 2.39.35 PM

Bizim tabletlerimiz, onlarca monstır hay, barbi, benten oyuncağımız yoktu. Televizyon da yoktu bütün gün. Benim çocukluğumda televizyon akşamüstü başlardı. Özel televizyon da yoktu zaten. TRT’de akşam Adile Teyze vardı, adımızı saysın diye beklerdik.

Cep telefonu yoktu, ev telefonu vardı sadece. Şehirlerarası telefona santralden sıra yazdırılırdı. Adana çık aradan diye bağrılırdı.

Yaz okulları da yoktu, sek sek, yakan top, istop, dalya vardı.

Neyse dünya toz ve gaz bulutuydu, işte o zamanlar bizim yaz tatili aktivitelerimiz de başkaydı tabii.

Biz sokak kapısının önüne bir halı atar, oyuncaklarımızı çıkartır, komşu çocuklarla oyun oynardık. Yukarıdaki fotoğraf bana ilham oldu. Dışarı halı çıkarttığımız o günlere gittim. Ne oyunlar, ne hayaller birikirdi o halıların üstünde.  Ne güzel kapı önü arkadaşlıkları yaşanırdı.

Bir gün aşağıdaki parka bir halı alıp, kızımla ineceğim. Biraz abur cubur, belki bir termos, belki civar bloklardan da çocuklar gelir, beraber oynarız ; )

Yaratıcılığı kışkırtan sorular

Ben reklamcıyım, bir başka blogum da kreatif düşünce, yaratıcılık, hayal etme üzerine… Orada paylaştığım bir yazıyı burada da gündeme getirmek istedim.

Çocuklara soracağımız, onların düşünce biçimlerine ters köşe yapacağımız sorular kreatif düşünmeyi artırıyor. Mesela :

IMG_4867boşaasayfa

 Elektrik olmasaydı ne olurdu-?
Hayvan isimlerini kullanmadan hayvanat bahçesini anlatın.
Dünyada herkesin uymak zorunda olduğu bir kural hayal et.

 

Bu tip sorular, çocukların hayal gücünü genişlettiği gibi, büyüklerin de yaratıcılığını artırıyor. Yeni kavramlar, bağlantılar geliştirmek için beynimizi kaşıyor. Nasıl ki vücut jimnastikle fit kalıyor, beynimiz de öyle ; )

Küçük kızıma sordum bu soruyu, şöyle cevap verdi:

Bir organımız olsa, kalp krizi geçirildiğinde, karaciğerde bir sorun olduğunda, ya da başka bir organda bir problem yaşandığında devreye girer. Joker organ gibi.

Nasıl? İnsana başka pencereler açıyor değil mi?

Çocuklar değer vermeyi nasıl öğrenecek peki?

Sabah banyodayım, ama içeriden gelen konuşmaları duyuyorum. Kızım içeride ağlıyor. Dün anneannesinin aldığı yüzükle yatmış, sabah kalktığında parmağında olmayınca kaybettim diye üzülmüş. Bu ağlama sabah sabah biraz asap bozucu ama bir yandan güzel.

Çünkü çocuk değer vermiş, alınan hediyeye. Onu bulmak istiyor. Bana seslendi, az sonra çıkacağımı söyledim. Babasını çağırdı. Babası konuyu dinleyip, ALIRIZ AYNISINDAN dedi.

Hay bin kunduz! Tabii aynısını ya da benzerini alabiliriz. Ama o asla anneannesinin aldığı yüzük olmayacak. Ve onun değerinde olmayacak. O an için çocuğu susturabilirsin böyle ama değer vermeyi nasıl öğreteceğiz peki? Manevi değer, anı, hatıra, hediyenin değeri vs…

Ne diyeyim? Baba-kız arasına girmemek için dudaklarımı ısırdım, olan o.

(Merak edenlere yüzük bulundu)

 

6c3c92d4510570c2535060493975f25f
Banyodan içerideki diyalogu dinleyen temsili ben!

 

İçini dök çocuk… Rahatla…

FotorCreated

Dün içten bi paylaşım yaşadık kızımla.

Üstüme atlıyordu, bişeye de bozulmuştu, hafiften mızıyordu.

Ayağı üstüme atlarken az kalsın ağzıma çarpacaktı kızım ne yapıyorsun ama diyince, küstü, içeriye gidip ağlamaya başladı.

Bir süre sonra gittim yanına…

Ağlıyor hıçkıra hıçkıra…

Kızım ben çarpacaksın diye dedim.

Sonuçta kendimi de korumak zorundayım.

Sen kendini korumak için yapıyorsun ama (hık hık) burada hıçkırıklar var,

ben de bütün gün hiç kıpırdamadan duruyorum.

Zıplamak, hoplamak, ayağımı havaya fırlatmak istiyorum.

Okulda hiç yapamıyorum.

O an, onu o kadar iyi anladım ki.

O kadar yoruluyordu, ama enerjisini boşaltacak bişey yapamıyordu.

Onun okulda, bizim işte yapamadığımız gibi.

Uslu uslu oturup, yazıp çizmek.

Yorulup, yorulup kinetik enerji yaratmadan…

Oysa bacaklarımız koşmak, kollarımız kanat olup uçmak için değil mi?

Sarıldım, anlıyorum seni dedim.

Ama evde zıplayıp, hoplayabilirsin…

Sadece birbirimize zarar vermeyelim.

Çok şükür ki, renkli hafta sonlarımız var birbirimizle olduğumuz.

Dün içten bi paylaşım yaşadık kızımla.

Üstüme atlıyordu, bişeye de bozulmuştu, hafiften mızıyordu.

Ayağı üstüme atlarken az kalsın ağzıma çarpacaktı kızım ne yapıyorsun ama diyince, küstü, içeriye gidip ağlamaya başladı.

Bir süre sonra gittim yanına…

Ağlıyor hıçkıra hıçkıra…

Kızım ben çarpacaksın diye dedim.

Sonuçta kendimi de korumak zorundayım.

Sen kendini korumak için yapıyorsun ama (hık hık) burada hıçkırıklar var,

ben de bütün gün hiç kıpırdamadan duruyorum.

Zıplamak, hoplamak, ayağımı havaya fırlatmak istiyorum.

Okulda hiç yapamıyorum.

O an, onu o kadar iyi anladım ki.

O kadar yoruluyordu, ama enerjisini boşaltacak bişey yapamıyordu.

Onun okulda, bizim işte yapamadığımız gibi.

Uslu uslu oturup, yazıp çizmek.

Yorulup, yorulup kinetik enerji yaratmadan…

Oysa bacaklarımız koşmak, kollarımız kanat olup uçmak için değil mi?

Sarıldım, anlıyorum seni dedim.

Ama evde zıplayıp, hoplayabilirsin…

Sadece birbirimize zarar vermeyelim.

Çok şükür ki, renkli hafta sonlarımız var birbirimizle olduğumuz. FotorCreated

Akıllı telefonlar, kaçan trenler…

Cumartesi sabahı kahvaltıya gittik bir mekana. Kızın okulunda 1 ay boyunca kar tatili telafisi yapılıyor, yalnızdık, o nedenle çok uzun zaman üstüne etrafı gözlemleme fırsatı buldum.
Bir baba ve 3-4 yaşlarında oğlu girdi içeri. Kapının girişine oturdular. Çok şeker bir çocuktu dikkatimi çekti, izlemeye başladım. Sipariş verdikten sonra baba akıllı telefonuna gömüldü, çocuk masanın yanında ayağa kalktı, içeri bir yaşlarında bir bebek girdi, babası yürütüyordu.
Bebek çocuğa o kadar güzel güldü ki, çocuk çok sevindi, yüzünde güller açtı.
Babasına baktı, göz göze gelmek için. Babasının gözü akıllı telefonundaydı, görmedi.
Sonra bu küçük bebek, çocuğun peşine takıldı, daha kendi başına yürüyemiyordu bile. Ama pıtır pıtır çocuğun peşinden koşmaya çalışıyordu. Çocuğun çok hoşuna gitti. Yine babasına baktı,
göz göze gelip, gördün mü demek istiyordu? Beni sevdi, beni takip ediyor demek istiyordu. Ama babası facebook, twitter, instagram ya da başka bir yerdeydi.
Sonra o bebek gitti. Çocuk dolanmaya başladı etrafta. Kapı girişindeki masadaydılar. Çocuk tam kapının girişinde durdu. Çok rüzgar vardı sanırım orada, saçlarının bukleleri uçuşuyordu. Giriş kapısının üstündeki klima da çok hızlı üflüyordu. Babası görmedi.
… üzüldüm, kaçırdığı anlar, bakışlar, paylaşımlar için…
Kendimizi düşündüm. Kim bilir akıllı telefon, hayattan kaç anı kaçırmamıza neden oluyor, kaç tren kaçıyor acaba?..

Annesözü: Durum güncellemesi kaçırmamak için, anları kaçırmayalım…